22/06/2017 tarihi itibariyle;  Buğday Yemlik 916 TL / ton, Arpa 875 TL / ton, Mısır 885 TL / ton, Buğday Kepeği 577 TL / ton, Yulaf  825 TL / ton, Soya Fasulyesi 1.350 TL / ton, 

ÜRETİCİ ÜRETTİĞİ SÜTÜN FİYATINI BELİRLEYEMİYOR… | Ali Ekber YILDIRIM

 

ÜRETİCİ ÜRETTİĞİ SÜTÜN FİYATINI BELİRLEYEMİYOR…

 

Bir imalatçı veya bir sanayici ürettiği ürünün fiyatını kendisi belirler. Elbette öncelikle üretim maliyetini, pazar koşullarını, rakiplerinin benzer ürüne koyduğu fiyatı dikkate alarak fiyat belirler. Ama kendi ürettiği ürünün fiyatını belirlemede kendisi söz sahibidir.

Tarımda böyle değil. Birçok tarım ürününde olduğu gibi çiğ sütte de üretici kendi ürününün fiyatını belirlemede söz sahibi değil. Tonlarca süt üreten bir çiftlik sahibi “benim maliyetim şu kadar, bunun üstüne biraz da refah payını koyarak çiğ sütümü şu fiyattan satıyorum” diyemiyor.

Ulusal Süt Konseyi çatısı altında sanayici, bürokrat ve üretici temsilcileri bir araya gelerek üreticinin ürettiği süte fiyat biçiyor. Genellikle de sanayicinin yani alıcının istediği fiyat veriliyor.

 Çiğ sütün fiyatını belirleyen Ulusal Süt Konseyi sanayicilerin ürettiği kutu sütün fiyatını niye belirlemiyor?

Bundan sonra Ulusal Süt Konseyi’nde piyasaya sunulan süt ve süt ürünlerinin fiyatı da belirlensin. Böylece milyonlarca tüketici çok daha uygun şartlarda bu ürünleri tüketmiş olur.

Bugünkü uygulamada çiğ sütün de kutu sütün de fiyatına sanayici karar veriyor. 

Oysa fiyat belirlemede belli kriterlerin olması gerekmez mi? 

Nedir o kriterler?

Üretim maliyeti, arz talep durumu, süt-yem paritesi, üretimin sürdürülebilirliği, belli bir kalite ve standardın korunması, tüketicinin alım gücü gibi bir çok kriter sayılabilir. Burada birinci derecede önemli olan üretim maliyetidir. Üretici maliyetin altında bir fiyata satamaz, satarsa üretimi sürdüremez. Bu nedenle maliyet göz ardı edilemez.

Maliyetin göz ardı edilemeyeceğini herkes kabul ediyor. Ulusal Süt Konseyi’nin 2013 yılı 1 Nisan - 30 Eylül dönemini kapsayan 6 aylık çiğ süt fiyatını belirleme toplantılarında maliyet konusu çok tartışıldı. Üretici, sanayici ve bürokratların katıldığı bir toplantıda maliyet hesabı yapıldı. Çiğ süt üretimindeki maliyet kalemleri tek tek yazıldı. Bilgisayar aracılığı ile ekrana yansıtıldı. Herkes gördü. İtiraz eden olmadı. Yapılan bu hesaplamada 1 litre çiğ sütün maliyeti 1,3 lira çıktı. İtiraz eden olmadı.

Bu durumda çiğ sütün litresinin 1,3 liranın altında olmaması gerekir. Fakat maliyete itiraz etmeyen süt sanayicileri süt fiyatının 90 kuruş veya daha da altında olması gerektiğini söylüyor. Maliyetin bir önemi yok.

Üreticiler dünyada kabul gören süt-yem paritesi var. Buna göre fiyat belirlensin diyor. Yani “1 kilo sütle 1,3 kilo yem alacak bir fiyat olsun” diyor. Sanayici bunu da kabul etmiyor. Paritenin de önemi yok 

Tüketiciyi zaten düşünen yok.

Sonuçta çiğ sütün fiyatı hiçbir ekonomik ve sosyal kriter dikkate alınmadan, alıcının sübjektif kriterleri ile saptanıyor. Bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. 

Üreticinin buna karşı çıkması ve kendi ürettiği süte sahip çıkması gerekiyor. Fakat üreticinin bu gücü yok. Bir çok parçaya bölünmüş. Damızlık birlikleri, kooperatifler, üretici birlikleri her biri farklı bir pencereden bakıyor. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Sistem onları karşı karşıya getirecek şekilde kurgulanmış. Böyle olunca maliyete veya yem süt paritesine göre değil alıcının keyfine göre fiyat belirleniyor. Bunun faturasını da üretici ve tüketici ödüyor.

Süt fiyatı ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken iki önemli olayı da paylaşmakta yarar var. 

Birincisi, DÜNYA Gazetesi’nde 19 Mart 2013’te yazdığımız  “Süt sanayicilerinin yem oyunu..” başlıklı yazımız üzerine bir imza kampanyası başlatıldı. 

O yazının bir bölüm şöyle: “ Ülke genelinde 15 milyon ton civarında çiğ süt üretiliyor. Bunun yaklaşık yüzde 40’ı sanayide işleniyor. Başka bir deyimle süt sanayicileri üreticiden aldıkları çiğ sütü işleyerek süt ve süt ürünleri olarak piyasaya sunuyor. 

Hayvan yetiştiricilerinin en önemli girdisi yemdir. Yem fabrikalarının birçoğu düşük kapasite ile çalışır. Fabrika yemlerinde hammaddenin önemli bölümü ithalatla karşılanır. Dışa bağımlılık oranı yüksektir. Bu günlerde fabrika yemi ithalatı gündemde. 

Dışa bağımlılık yem fiyatlarının yükselmesinde de en önemli etken. Hayvancılık yapanlar 1 litre sütle 1 kilo yem alamayınca haklı olarak her fırsatta yem fiyatlarının yüksek olmasından yakınıyor.

Çiğ süt ucuz, yem pahalı olunca üretimin sürdürülebilirliği de tehlikeye girdi. Üretici aldığı süt parası ile ihtiyacı olan yemi alamaz durumda. 

Süt sanayicilerinin “yem oyunu” bu aşamada devreye girdi. Sanayiciler çiğ süt aldıkları üreticilere yem satışına başladı. 

Sanayicilerin yem satmaları ticari olarak doğal karşılanabilir. Fakat sadece yem satmıyorlar. Bir süreden beri yeni bir uygulama başlattılar. Çiğ süt aldıkları üreticiye “yemini benden almazsan sütünü almam “diyorlar. İş ticaretten çıkıp bir dayatmaya dönüştü.

Ürettiği çiğ sütü süt sanayicisine satan bir üretici, ihtiyacı olan yemi sanayiciden satın almak zorunda. Denilebilir ki, nasıl olsa yem alacak, süt sattığı sanayiciden alsa ne olur? 

Süt sanayicilerinin “yemini benden almazsan sütünü almam” dayatması uygulamada ciddi sorunlar doğuruyor. 

Nedir o sorunlar? 

1-Süt üreticisinin alacağı yemin kalite ve fiyatını seçme hakkı elinden alınıyor. Sanayici istediği yemi istediği fiyattan satabiliyor. 

2- Süt sanayicileri aldıkları çiğ sütün parasını 45 gün sonra öderken, yemi üreticiye peşin satıyor. Mahsuplaşmaya gidince yem pahalı olduğu için üreticiye para kalmıyor.

3- Üretici, süt sanayicisinin fason çalışanı konumuna düştü. Sattığı sütün de aldığı yemin de fiyatını belirleyemiyor.

4-Yem üreticileri açısından bakıldığında süt sanayicilerinin “yemini benden almazsan sütünü almam” dayatması haksız rekabete neden oluyor. Üretici sütünü satmak için mecburen süt sanayicisinden yem almak zorunda kalınca yem üreticileri yem satamıyor. 

Süt sanayicileri çiğ sütü istedikleri fiyattan alıyor. Sütünü aldıkları üreticiye “yemini benden almazsan sütünü almam “dayatması ile istedikleri fiyattan yemi de satıyor. Buna da serbest piyasa diyorlar. Son günlerde haksız rekabet nedeniyle bankalara 1,2 milyar lira ceza kesen Rekabet Kurumu, süt ve yemdeki haksız rekabeti mercek altına alamaz mı? 

Bu yazı üzerine Slow Food İstanbul-Fikir Sahibi Damaklar, Rekabet Kurumu’na başvurmak üzere bir imza kampanyası başlattı. Süt üreticilerinin de destek verdiği kampanya sürüyor. Kampanyaya www.change.org.tr ve  http://fikirsahibidamaklar.blogspot.com/ adresinden ulaşarak imzanızla destek olabilirsiniz.

İkinci önemli gelişme ise, Avrupa’ya süt ve süt ürünleri ihracatının önü açılırken içerde taklit ve tağşiş yapan firmaların teşhir edilmesiydi. 

Nisan ayı başında 6 firma Avrupa’ya süt ve süt ürünleri ihraç edecek vizeyi aldı. Bu süt sektörü için çok önemli bir başarı. Fakat bu haberin verildiği gün Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı taklit ve tağşişli yani sahte süt ve süt ürünleri üreten firmaları teşhir etti.

Türkiye’deki işletmeleri en ince ayrıntısına kadar inceleyen ve sadece 6 firmayı “ihraç edebilir” diye titizlikle seçen Avrupa’ya temiz, güvenli ve sağlıklı süt ve süt ürünleri ihraç edilecek. İç piyasaya yani kendi tüketicimize ise, sahte, sağlıksız ve güvenilir olmayan süt ve süt ürünleri mi satılacak? 

Özetle, üreticisini maliyetin altında fiyata zorlayan bir ülke ihracatta başarılı olabilir mi?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2014 TUSEDAD Tum Hakları Saklıdır.